Nurettin Topçu’nun “Türkiye’nin Maârif Davası” ve Sâmiha Ayverdi’nin “Millî Kültür Mes’eleleri ve Maârif Dâvâmız” altı çizile çizile, müzakere edile edile okunası iki eser…

Yanlış anlaşılmasın…
Bu iki eser sadece eğitimciler için değil; her yönetici, anne-baba, idareci için birer başvuru ve de kaynak eser hükmündedir.
Kifayet-i müzakere, Sâmiha Hanım’ın eserinden bir bölüm ile noktayı koyalım…
İyi okumalar, hayırlı tefekkürler…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Muhabir kardeş…
Yaralı sayısını verme sen.
95 vefat var de ama yaralı sayısını söyleme. Çünkü 77 milyon yaralı var.

Doktor kardeş…
Kalp masajı için alana gitme sen.
Çünkü burada yüreği sıkışan, kalp aritmisi yaşayan milyonlar var.

İtfaiyeci kardeş…
Su sıkmaya gitme sen.
Çünkü yangın orada değil bizim yüreğimizde. Yanan meydan değil biziz, bizlerin evleri.

Kızılaycı kardeş…
Kan için hastaneye gitme sen.
Çünkü kanı çekilen, kanı donan milyonlar burada.

Gazeteci kardeş…
Gazeteni renkli basma sen.
Çünkü ilk beyaz kirlenmişken, biz karalar bağlamışken, siyah-beyaz’dan farklı renk göremez olduk, renkli bir şey görmeyi istemez olduk.

Şair kardeş…
“Ne çok acı var” diye başlık atma sen.
Çünkü biz o acıyı yaşıyoruz, biz o acıyı yudum yudum içiyoruz.

Van kedisi kardeş…
Bir müddet aramızda gezme sen.
Çünkü biz senin gözlerinle anlatmaya çalıştığın iki farklı rengin bir bedende yaşayabilme mesajını anlamadık, anlatamadık, hayata geçiremedik.

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

“Patlamadan tam beş dakika önce o istasyondan geçtim. Ucuz kurtuldum. Allah korumuş.”

“Yarım saat evvel o meydandaydım, şükürler olsun ki ayrılmışım…”

“Olay mahalline tam da o saatte randevu vermiştim, verilmiş sadakam varmış geç kaldım.”

diyerek sürur ifade edenleri, ateş nereye düşerse düşsün beni de yakar diyemeyenleri görünce, Sırrî-yi Sekatî hazretlerinin menkıbesini hatırladım….

Kendisi anlatır:
“Bir gün bir hatâ işledim. O hatânın ateşi otuz yıldır içimde durmakta, hatırladıkça kalbim cayır cayır yanmaktadır. Bir gün Bağdât şehrinde, dükkânımın bulunduğu semtte yangın çıktı. Bütün dükkânlar yandığı hâlde yalnız benim dükkânım yanmamıştı. Dükkânımın yanmadığı haberi gelince, “Elhamdülillah” diye Allahü teâlâya şükrettim. Hemen akabinde, başkalarının zarâr ve ziyânını düşünmediğimi hatırlayıp, çok tövbe ve istigfâr ettim. Keffâret olarak dükkânımdaki bütün mallarımı fakirlere dağıttım. Fakat otuz yıldır, kalbimden bunun acısını silemedim.”

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Ramazan ve Kurban Bayramlarının oluşturduğu diğergamlık atmosferi derken…
Yaz aylarının, ailecek beraber olunan günlerin, eş-dost ziyaretlerinin, sıla-i rahimin huzur neşvesi derken…
Hacdan dönenlerin beraberlerinde getirdikleri manevi iklim derken…
Cennet vatan derken…
Aziz millet derken…

“Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne,
Bak şimdi söylüyorum.
Şuram işte sol yanım çok acıyor anne,
Hem de her gün acıyor anne, her gün…”

Başımız sağ olsun…

Ya Rab!
Huzuru hüzne, güneşlik iklimi tipi-borana, diğergamlığı düşmanlığa tevdi ettirmeye çalışanlara,
Aziz milletimizin birlik ve beraberliğini bozmaya çalışanlara,
Millî mefkûremizi tahrip etmeye çalışanlara,
Sen fırsat verme, sen fırsat verme, sen fırsat verme…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

- Anne, salatayı ben yapayım mı?
- Olmaz kızım, doğru düzgün yıkamıyorsun yeşillikleri.
- Anne, eşyaları buzdolabına yerleştirmene yardım edeyim mi?
- Olmaz kızım, sen şimdi gelişigüzel tıkıştırırsın.
- Anne, örgü örmeyi öğretir misin bana?
- Olmaz kızım, o kadar vaktim yok.
- Anne, beraber sinemaya gidelim mi?
- Olmaz kızım, benim bu yaşımda ne işim var öyle yerlerde.
- Anne, yarın şöyle bir sahile inip biraz yürüyelim mi? Hem sana bir de kahve ısmarlarım…
- Olmaz kızım, günüm var benim.
- Anne,..
- Hay annesiz kalmayasıca… Anne de anne. Bıktım usandım ya!
(1 yıl sonra)
- Boynun devrilesice, içtiğin sütüm haram olasıca. Sen bu evde ne bulamadın da gittin elalemin oğlu ile gezdin dolaştın? Neyin eksik burada? Ay bizi rezil ettin konu komşuya. Kötü oluyorum ben, yetişin a dostlar. Kör olmayasıca emi?! Aç mısın açıkta mısın? Ne o, onla kafede görmüşler. Hem sahilde de yürüyormuşsunuz… Üstüne üstlük sinemaya da gitmişsiniz… Ay, ay ay. Bana bir haller oluyor. Koş, koş kolonya getir. Daha dur. Daha dur… Hele akşama bir baban gelsin. Hele bir gelsin… Kolonyayı nereden getiriyorsun, imal mi ediyorsun, koş, bayılacağım ayol…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Nobel Kimya Ödülü’nü kazanan Aziz Sancar Hoca bizleri sevindirdi…
Benim ayıbım, daha önceden adını bilmiyordum.
Lisedeyken kaleci olduğunu, hatta Milli Takım’a davet edildiğini de bilmiyordum.
“Bu gerçekleşen bir rüyaydı. Ama ciddi düşününce, çok iyi bir kaleci olmak için yeterince uzun boylu olmadığıma karar verdim. Ve bilimsel çalışmalarıma odaklandım.” şeklindeki beyanatını da ilk defa bugün okudum.
Aklıma, sık sık tekrar ettiğim “Gün gelir; olmadı diye üzüldüğün duaya olmadığı için şükredersin.” latif hususu geldi.

Her neyse…
Diyeceğim başka bir şey.
Bizler bu tür insanların hayat öykülerini okumalıyız, okutmalıyız.
En güzel “şahsi kemâlat” (Kişisel Gelişim lafzı soğuk, yine soğuk, hep soğuk) kanaat-ı acizânemce bu şekilde olur.
Aziz Hocanın, İlber Hocanın, Halil İnalcık Hocanın, Muhammed Ali’nin, Ali Ulvi Kurucu’nun, Mehmed Akif’in, Ludwig van Beethoven’ın, Münir Nurettin’in, Picasso’nun, Tarık Minkari’nin, Cahit Arf’ın, Cemil Meriç’in, Necip Fazıl’ın, Koca Yusuf’un, Newton’un, Dostoyevski’nin, Ali Fuad Başgil’in, II.Abdülhamid’in, Hilmi Oflaz’ın, Rahmi Eray’ın, Nurettin Topçu’nun, Ayşe Şasa’nın, Hekimoğlu İsmail’in, Uğur Derman’ın, Mahir İz’in, ila ahir…

Biyografilerini, hatıratlarını, hayat öykülerini…
Okuyun, okutun…
Vesselam…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print
- Baba, saklambaç oynayalım mı?
- Olmaz oğlum, çok yorgunum.
- Baba, benimle boyama yapar mısın?
- Olmaz oğlum, görmüyor musun gazete okuyorum.
- Baba, isim-şehir-hayvan oynayalım mı?
- Olmaz oğlum, televizyon seyrediyorum.
- Baba, beraber İngilizce konuşma pratiği yapalım mı?
- Olmaz oğlum, yarın okulda öğretmeninle yaparsın.
- Baba,…
- Eh be ya, tüm gün işte yoruluyoruz. Akşam da iki dakika bir rahat vermiyorsun…
(15 dakika sonra)
- O elindeki… Elindeki diyorum, ne o?
- Ipad baba.
- Bırak hemen onu. Allah Allah… Vakit geçirecek başka bir şey yok mu? Akşam oldu mu hemen Ipad, cep telefonu. Ne bu ya?!

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Seccadede, mescid duvarında –güya veya öyle olsa da- gizlenmiş hayvan motiflerinin, illuminati figürlerinin, subliminal mesajların peşinden koşup gönüllü hafiyeliğe soyunacağına;
başını seccadeye koy, ivazsız garazsız, yolunun “elif-bâ”sı iman-ı billah, bir üst faslı marifetullah, daha bir üst faslı muhabbetullah niyeti ile Üstad Necip Fazıl’ın

“Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!”

mısrası ile terennüm ettiği buuda
ve de


“Bu kasvet dünyasında kalmadı özlediğim..
Namaz vaktinden başka, anını gözlediğim…”

beyti ile iştiyakını hissettiği heyecana erişmeye gayret et, niyet et, niyaz et…

“Karacaahmet’e ilave mezarlıklar inşa edilecekmiş, Zincirlikuyu’da aile kabristanlığı şu kadarmış” peşinde koşup kendine mezar arayacağına,
Üstad Necip Fazıl’ın “Vasiyet” şiirindeki teslimiyete gönül ver ve kendine mezar hazırlama, kendini mezara hazırla…
Unutma, öldükten sonra toprak üstünde kalan yok…

“Son gün olmasın dostum,çelengim,top arabam;
Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam…”

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Denizler altında 20.000 fersah kat ederek arzın merkezine yaklaştıkça kendimizden, değerlerimizden uzaklaştık.

80 günde devri âlem ederken yanıbaşımızdaki komşumuzdan, huzurevine bıraktığımız anne-babamızdan uzaklaştık.

Aya yolculuk yapıp uzaylılar ile tanışma hülyası kurarken mahallemizdeki bakkaldan, kasaptan, manavdan uzaklaştık.

Ey Jules Verne…
Yazmasaydın daha mı iyi idi acaba?
Biliyorum, senin niyetin bu değildi.
Ama biz ki;
karınca ezmez efendilerden kan döken magandalara,
kendisini ezen topuğa anında kokusunu bulaştıran menekşeden karşımıza çıkanın her tarafını yırtan kaktüse,
Ahidname yayınlayarak başka milletlerin din ve vicdan hürriyetini garanti altına alan müsamahakar toplumdan sosyal medyada isim gizleyip hakaretler ve tehditler yağdıran insanlar topluluğuna dönüştük…

Sükût-u Vâveyla…
Vesselâm…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

01 Ekim 2015 Perşembe
İkişerli grubun adları ve soyadları: ……………………………. & ………………………….

1) Aşağıdaki dizilerde soru işareti yerine ne gelmelidir?

a) T T F F S S ?

b) 14 91 62 53 64 96 ?

2) İçinden aldıkça büyüyen şey nedir?

3) VIP neyin kısaltmasıdır?

4) Bir insan ne kırınca sevinir?

5) Yapan onu kullanmak istemez.
Satın alan onu kullanmaz.
Kullanan da onu kullandığını bilmez.
Bu nedir?

6) Derslerde sıkça kullandığımız “Hint.” Ne manaya gelmektedir?

7) “Alfabe” kelimesi nereden gelmektedir?

8) Standart bir çay kaşığı tahmini kaç adet pişmemiş pirinç tanesi alır?

9) UFO ne demektir, neyin kısaltmasıdır?

10) İzmir’de iki, İstanbul’da bir tane olup Ankara’da hiç bulunmayan şey nedir?

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print