Baba, şirkette öğle yemeği molasında iş arkadaşlarına karısını eleştirdi.

Anne, beş çayında komşularına kocasını çekiştirdi.

Büyük kardeş, teneffüs saatinde sınıf arkadaşlarına anne ve babasını kötüledi.

Küçük kardeş, okul dönüşü facebook grubunda tüm takipçilerine abisinden, annesinden ve babasından nefret ettiğini yazdı.

Akşam yemeğinde tüm aile yemek masasında bir araya gelip birbirlerine tebessüm etti.

Ve bu aile, neden evlerinde bereket-yuvalarında huzur olmadığını hiçbir zaman öğrenemedi.

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

“Modern” demeye dilim varmıyor da…
Kapitalist mi desem, ben merkezli dünya mı desem…
Her neyse…
Aşağıdaki “afili” resim, onun dayatması bir çizim…
Ve pek çok diğer türleri gibi “A, ne güzel, ne cici, ne hoş…” dedirten kareler manzumesi…
Balon var, ağaç var, aşk var…
Bir iki tane de kuş çiziktirtse daha iyimiş ya, kadı kızı mevzu deyip geçelim…

Lakin…
Bir de olayın “lakin” boyutu var..
Ben şahsen işte o “lakin” kısmına takılıyorum.
“Modern” aile ya…
Karede, kız ve oğlan var…
Ama anne ve babaları yok.
Çünkü onlar, mutluluğa gölge.
“Hoca camide” repliği ne kadar tiksindirici ise “Anne-baba huzurevinde” sözü de öyle.
Adı batasıca “huzur evi.”

Ayrıca…
Çocuk da yok.
Ne gerek var ki çocuğa?
“Carpe Diem” yani.
Gez, eğlen, dolaş…
Çocuk da neyin nesi…

Son karelerdeki “angut kuşu” * muhabbeti de…
Tevekkülsüzlüğün, “sen yoksan, neyleyim hayatın” bir aynası.
“Bu dünya için mi yaratılmışsın ki…” sözünü hiç duymamanın karesi.
Vesselam…

* Angut kuşları, eşi öldükten sonra başka bir kuş ile çiftleşmeden hayatının sonuna kadar yas tutar. Türkçede mecazi olarak ”kaba saba, ahmak” anlamında da kullanılan angut sözcüğüyle adlandırılan bu kuş türü, adeta eşe sadakatin simgesidir.

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Bugün özelinde, hayat genelinde…

Her sınav ertesi…

“Ben senin için saçımı süpürge ettim.”
“Ben senin okuluna ve özel dersine çuvalla para döktüm.”
“Ben senin için hayatımı yaşamadım, tek sen başarılı ol diye gençliğimi heba ettim.”
“Bu muydu senin yapacağın tüm bizim fedakârlıklarımıza karşılık?”

……
……

diyecek; pot kıracak, kaş-göz çıkaracak, utandıracak, başa kakacak anne-babalara değil…

“Olur evladım, sen elinden geleni yaptın. Hayırlısı olsun inşaAllah…”
“Nasipten öte bir şey yok. Bize düşen çalışmak, çabalamak…”
“Allah hakkımızda ne murad etti ise evladım… Senden kıymetli değil ya?”
“Oğlum/kızım benim… Seninle hep gurur duydum, seni bize lütfettiği için Rabbime hep şükrettim… Bunu bil… Ve asla hatırından çıkarma.”

……
……

diyecek; baş okşayacak, gönül alacak, sahip çıkacak, sarıp-sarmalayacak anne-babalara ihtiyacımız var…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Bugün söz,

“Mektep, mabed gibidir…
40 yıllık muallimlik hayatımda ne sınıfa 1 dakika geç girdim, ne de bir kez olsun abdestsiz ders anlattım.”

diyen merhum Nurettin Topçu Hoca’da:

“Her şeyden evvel muallim, hayatımızın sahibi olmaktan ziyade sanatkârıdır. Kullanıcısı değil, yapıcısıdır.
Seyircisi değil, aktörüdür.
O, en doğru, en güzel hayat örneğini yapar, hazırlar, bize sunar; biz yaşarız. Bizim vazifemiz, bu hayata anlayış katmaktır, anlayışla ona iştirak etmektir. Balını yemeyip yaptıktan sonra bize bırakan arının bu hareketini şuurlandırıp bir ideal haline getirirseniz, onda muallimi bulursunuz.
O, ruhumuzdaki kat kat fetihlerin kahramanı ve şerefli sahibi olduğu hâlde, bu hayatı yaşamayı değil, ona hizmeti tercih ile seçmiş fedakâr varlıktır.”

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Piyon…

En ön saftadır.
Başta iki adım atma imkanı vardır ama sonrası hep tek adım tek adım ilerleyebilir.
Geri dönüşü yoktur.
Hep ileri gider.
Rakibin üstünden geçemez.
Rakip taşı yemek için yolundan çıkması ve illa ki sağa veya sola hareket etmesi gerekir.
8 tanedir ama teki dahi feda edilmemelidir.
Eğer sabrederse, gayret ederse, sonuna kadar ısrarcı olursa…
Boyu küçük, adımı kısa da olsa her piyon potensiyal vezirdir.

Ve…
Oyun bitince de…
Şah ile aynı kutuya konur…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

“Bu sefer güldürmedi…”
“Güldürürken düşündürdü…”
benzeri bütün klasik söylemleri bir kenara koyup okunabilir…

“Ya altı üstü bir stand-up’çı…”
“Cem, abi, bizim Cem. Onun tespitleri ne ola ki?…
benzeri bütün yerleşik önyargıları bir köşeye kaldırıp okunabilir…

Ülkemize, insanımıza, çalışmaya, önyargıya, gülmeye, kısacası “bize” dair…
Cem Yılmaz söyleşisinden…

- Bir ara şu çok konuşulmuştu ya hani, gülmek bir ihtiyaç. Abi gülmek bir ihtiyaç değil ki bizim memlekette, lüks.

- Böyle zamanlarda sahneye çıkmayı istememek benim ahlakıma daha yakın düşüyor. Ben şunu yapamıyorum: “Gösteri devam etmeli”. Bir kere hepimiz bir hesaplaşma içine giriyoruz. Bazısı şöyle diyor: “Tamam ama bakkal dükkânını açmıyor mu?” İyi de bizimki öyle bir iş değil be abi, bizimki daha böyle bir ağır duygularla yapılıyor. Beraberce yapılan bir şey bu. Gülmek beraberce kıymetlenen bir şey…

- Mesela bizim memlekete hiç son kullanma tarihi geçmemiş bir laf var: “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu günler…” Allah aşkına söylesene kaç yaşındasın, 50 oldun mu? Peki, hangi dönem bu senin ömründe? Abi sen hatırlıyor musun en çok beraberliğe ihtiyacımız olduğumuz günü… Hiç çıkmadı ki gündemden.

- Benim mesleğe başladığım dönemde, yani karikatürle ilgilendiğim zamanlar “Nasıl bir okuyucu profiline sesleniyorsun, dergiyi kimler okuyor?” desen, aşağı yukarı bir şey çıkardı. Şimdi benim gösterimi kim izliyor ya da seni Twitter’da kim takip ediyor desen bir profil çıkaramıyorum. Ben her farklı düşünceden iyi ya da kötü çok şey duyuyorum, yani data çok. Ama bir tane dramatik bir şey biliyorum; herkes onlardan olmamı istiyor. Bu bence çok dramatik bir şey… Taraftar psikoloji… Hâlbuki bizim de önerdiğimiz şey şu: “Ulan sen, ben; konu bu değil ki. Konu birey olarak tamam düşüncelerimiz olsun ama beraber yaptığımız şeylerle ilgili meselenizi kendi aranızda çözün.

- Valla geçen 20 sene içerisinde sahip olmadığım sıfat kalmadı. Yani mesela bir şey duyuyor, “A, hacca gitmiş” diyor, çok mutlu oluyor, tebrik ediyor. 10 Kasım’la ilgili fotoğraf paylaşıyorsun, “Vay şimdi böyle mi oldu, Atatürkçü oldun” diyor. “Filmin çıkacak ya ondan” diye de ekliyor. Bunları bıçak gibi kesecek formülüm yok ama şunu biliyorum ki bir İngiliz komedyen de söyledi, ‘Avustralyalı arkadaşım’ da: “Sosyal medyada sanki herkesin evine dinleme cihazı konmuş gibi bir haldeyiz. Hiç duymamamız gereken şeyleri duyuyoruz.”

- Önce seni Mickey Mouse haline getiriyorlar, sonra Mickey Mouse’la kavga etmeye başlıyorlar. Ben bir kere Mickey Mouse değilim. Sen ben, okuyan paylaşan artı filmi izleyen insanlar; başka bir yerde değilim, hepimiz aynı macerayı yaşıyoruz. Ben senin iyi olmana dair bir şeyler temenni ediyorum, sen de benim için iyi şeyler temenni et yani…

- Diyor ki mesela, atıyorum ‘Pek Yakında’ için: “Abi, aceleye getirmiş ya.” Ne acelesi, bir buçuk senede çıkıyor film. Benim elime A4’ü almamla filmin bitmesi arasında bir buçuk sene var. Bu sürenin içinde öyle geniş geniş, “Akyaka’ya gidip bir 50 gün takılayım, birkaç gün de Olimpos’ta dinleneyim” de yok. Misal Boris Mançov esprisi 2007’de de aklıma gelmişti ama işin bir hazırlık kısmı var. Son filmim için söylüyorum; kontağı çalıştırmakla bitmesi arasında bir buçuk sene var. Ki bu lüks değil mecburiyet…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

~ Die revolution ist wie saturn, sie frißt ihre eignen kinder / İhtilal saturn gibidir, kendi evlatlarını yer.
Alman yazar Georg Büchner’in Fransız İhtilali’nden kırk beş-elli sene kadar sonra yazdığı “Danton’un ölümü” dramasında, akıbetini sezen Danton’a söylettirdiği söz…

~ Dünyanın En Uzun Filmi: 4 büyük olarak “geçinen” – bana kalırsa “geçiniz” – takımlarımızın teknik direktör olarak görev verip ardından kapının önüne koyduğu eski futbolcularının isim listesi.

~ Neden Avrupa’da yokuz’un cevabı, son 15 yılda 14 teknik direktör ile çalışan Galatasaray’ın sırrında gizli. Bkz. aynı dönemde Manchester United…

~ Her Devrin Adamları: Mustafa Denizli, Fatih Terim, Ersun Yanal. Hemen devreye girerler. Bu sefer Fatih Terim devre dışı.

~ Hiçbir Dönemin Adamı: Yılmaz Vural. Beni görün, beni alın diye yine bas bas bağıracak ama “malum-u ilan, israf-ı kelam.”

~ Bizde başkan gitmez, teknik adam gider.

~ Futbolcular şimdi teyakkuzda: Hangi isim göreve gelirse, O isim, muhakkak “hayallerindeki ve hep çalışmak istedikleri” isimdir.

~ Bizde, yabancı teknik adam giderken bavul dolusu tazminat alır, bizim çocuklar ceketini alır gider.

~ Ne zaman bir başkan “Ben olduğum sürece, o burada” derse, O’nun gitme vakti gelmiştir. Bkz. Aziz Yıldırım-Aykut, Dursun Özbek-Hamza…

~ Vefa mı? Sonuna “t” geldi ve karşı bayıra gömüldü.

~ Hamza, Hans olsaydı… Başka olurdu.

~ 4.yıldız, 3 kupa… E sen yenisin galiba. Çelebi, bizde hiçbir başarı cezasız kalmaz.

~ Samimiyetsizlik-Yalan testi: Yarın yöneticilerin yapacağı “Hamza evladımızdır. İleride umarız tekrar çalışırız. Sevgi ve saygı ile ayrıldık. Çok büyük katkıları oldu…” vıdı vıdıları… Nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan…

~ Hiçbir şeye şaşırılmayan bir ülke mi olduk ne?!

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Biz, hekimlerin beyaz önlüklerini analarımızın ak tülbentleri kadar aziz bilirdik.
Biz, muallimlerin beyaz önlüklerini yavrularımızın ak kundakları kadar nezih bilirdik.

Hekim demek ana demek, sevgi demek, hürmet demekti…
Muallim demek baba demek, saygı demek, tazim demekti…

Bırakın bıçak çekmeyi of çekemezdik.
Bırakın el kaldırmayı kaş kaldıramazdık.

Ne oldu da bize…
Onların ak önlüklerini kefen eyledik…
Bize ne oldu da…
Onların pak bedenlerini defin eyledik…

Ah Fethi Abi…
Sen ki 40 yıl önce

“Ekmeğimizin adı nân-ı azîz idi;
Suyumuzun adı âb-ı leziz idi.
Sokağımız bu sokak,
kasabımız bu kasap değildi.
Akl-ı selim denen bir şey vardı.
İnsanımız hiss-i salim idi.”

demiştin…

İyi ki bugünleri yaşamadın…
İyi ki bu olanlara şahit olmadın…
İyi ki bizleri tanımadın…
O vakit, kim bilir neler derdin…
Vesselam…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Kitaplar…
Elinde hisseder, yüreğinde duyarsın.
Şarjı bitmez, gözü bozmaz.
Okudukça zevk, altını çizdikçe keyif alırsın.

Bisikletler…

Rüzgârı hisseder, güneşi duyarsın.
Benzini bitmez, cana kastetmez
Sürdükçe zevk, yol kat ettikçe keyif alırsın.

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Nihayet insanlık da öldü.

Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur.
Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre ‘Yahu insanlık öldü mü..?’ diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır.
Bu nedenle gazetelerinde, ‘İnsanlık öldü mü?’ ya da ‘İnsanlık ölür mü?’ biçiminde büyük başlıklar yayımlamakla yetinmişlerdir.
Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar, telgraflar yağmıştır.
Herkes insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir.
Bazıları bu haberi bir kelime oyunu sanmışlarsa da, yapılan araştırmalar bu acı gerçeğin doğru olduğunu göstermiştir.
Evet, insanlık artık aramızda yok… ”

der Oğuz Atay “Tehlikeli Oyunlar” da…

Doğrudur…
Her terör saldırısında, her intihar bombacısı eyleminde.
Ölen insan değil, insanlık…
El-hak doğrudur, insan olan bunu yapmaz, yapamaz.
Ama merhum Nurettin Topçu’nun ifade ettiği gibi…

“Gördüğümüz bir kötülük, haksızlık karşısında hemen “insan olan bunu yapmaz!” diye feryat ederiz.
Hâlbuki bu eksik ve yetersiz bir tepkidir. “İnsan olan bunu yapmaz” demek yerine “insan olan bunu yaptırmaz” demeli ve de o kötülüğe, suça, haksızlığa engel olmak için çaba sarf etmelidir.”

Bizlere görev düşüyor.

Anneye, babaya, hekime, muallime, politikacıya, sokaktaki amcaya, cumbadaki teyzeye…
Bizler iyilik yapacağız.
Bizler hayırda ve hasenatta koşturacağız.
Bizler güzellikleri yayacağız.
Bizler her duvarı beyaza boyayacağız.

Taa ki…

Kötülük sinip kaçacak delik arayıncaya kadar…
Şer ve nifak pılı pırtısını toplayıp gidinceye kadar…
Çirkinliklerin kökü kuruyuncaya kadar…
Siyah renk ufuktan silininceye kadar…
Vesselam…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print