Şu an yazarın ikinci kitabını okuyorum: Cennetin Dibi. Evet, kitaplarının ismi ilginç. Bu eserinde totalitarizmi (baskıcı güçlerin zora dayalı yöntemleri/yönetimi) yerden yere vuruyor. Yaratıcılığını zorlayarak özgürlüğünü zenginleştirme çabasına girmeyen bireyin, var olanla yaşamak zorunda kalacağı tezine dayanarak hayatın her kesitinden bize sunulan dayatmaları ve bizim bu dayatmaları nasıl sessizce, itaatkâr bir şekilde alıp uyguladığımızdan bahsediyor. Sonuç olarak da radikal bir saptama ile eğer bize ‘ya şu ya bu’ diye bir şey sunulduğunda bizim ‘ya hep ya hiç’i tercih etmemizi salık veriyor. Orijinal tespitler var. A,hakikaten hiç düşünmemiştim türü pek çok şey ile karşılaşabilirsiniz.

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Cehenneme Övgü ve Cennetin Dibi eserleri ile bir ‘aykırı’ yazar olarak anılan Vassaf, bu sefer karşımıza annesinin biyografisi ile çıkıyor. Belkıs Vassaf, Makedonya’nın Ustrumca şehrinde çok zengin, köklü, dindar ve geleneklere bağlı bir ailenin torunu olarak dünyaya geliyor. Babasının ölümü ve Bulgarların saldırısı aynı zamana denk geliyor. Ve ardından Selanik, İzmir, Manisa-Akhisar güzergâhında devam eden yaşamı İstanbul, Ankara ve Amerika şeklinde yol alıyor. Bir asra yakın süren Belkıs Hanımın yaşam öyküsü ile imparatorluğun çöküş serüvenini, çöküş yıllarındaki hayatları, korkuları, eğitim sitemlerini, adetleri, bayramları, kıyafetleri ve sonra da 1940’lı yılların Amerika’sındaki Yahudi, zenci, kadın ayrımcılıklarını okuyorsunuz. Zekeriya Sertel’in kız kardeşi olan Belkıs Hanım, komünist Rusya’ya da harf inkılâbına da kesin dille karşı çıkıyor. İmparatorluktan cumhuriyete geçiş dönemindeki kadın kimlik oluşturma çabasını da, Amerika’da psikologlukla geçen yılları da zevkle okuyorsunuz. Detaylar ve hafızası de müthiş. Göçler, I. Dünya Savaşı yılları, Darülmuallimat’ta (Çapa Kız Öğretmen Okulu) yapılan öğretim, Robert Kolej’indeki eğitim ve öğretim şartları, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin o dönemki durumu; Akhisar’ındaki evlerin mimarisi, Selanik’teki okula başlama merasimleri, Amerika’daki radyo programlarının içeriği gibi ince detaylarla zenginleştirilmiş. Ömrünün son yıllarında döndüğü İstanbul’daki yozlaşma ise onu kalbinin tam ortasından vurmuş.

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Kitap, İlahiyat fakültelerindeki İslami Türk Edebiyatı kürsüsünün kurucusu ve ilk kadın akademisyenlerinden Doç. Dr. A.Necla Pekolcay’ın hayat hikâyesini anlatıyor. Akıcı ve çok hoş bir dili var kitabın. Güzel edebi tanımlamalar, enfes teşbihlerle bezenmiş eser, 1930’lardan itibaren Türkiye’nin fotoğrafına ışık tutuyor. Hiç evlenmeyen ve tüm hayatı İstanbul’da geçen Necla Hanım kelimenin tam manasıyla bir İstanbul Hanımefendisi. Eskiye özlemini her fırsatta dile getiriyor. Değişen değerlere, sağ-sol çatışmalarına, lise ve üniversite ortamlarına dair orijinal tespitlerini pek çok fotoğraf ile desteklemiş. Maalesef Şukufe Nihal gibi, Cahit Uçuk gibi son seneleri kırgınlıklar ile geçmiş. Özellikle Marmara Üniversitesi’nde Zekeriya Beyaz’ın dekan seçilmesi ve uygulamaları ile alakalı kısımlarda hanımefendiliği ne kadar muhafaza etmeye çalışsa da kırgınlığı net olarak okunuyor. Yakın tarihin popüler bir yazımı olan kitaptan çok keyif alacaksınız.

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Gezi kitabı yazmak çok kolay gibi gözükse de aslında çok meşakkatli bir iştir. Gördüklerini yazıya dökerken kendinden bir şeyler katmak,okuyucuyu sıkmamak. Bunun kötü örnekleri İhsan Süreyya Sırma, Orhan Kural olabilir. Hatta Cengiz Çandar’ın Benim Şehirlerim adlı eseri de bu kategoriye girebilir. Can Dündar, iyiler sınıfına girmeye hak kazanmış. Dili sade ve hoş, okuyucunun dikkatini nelerin çekeceğinin bilincinde, kısa ama doyurucu. Eksi yönleri ise, aynen Bir Yudum İnsan belgeselinde/kitabında Nebil Özgentürk’ün yaptığı gibi, yerli yersiz kendi dünyasına ait bazı şeyleri araya sokuşturmaya çalışması. Bunların ne kadar sırıttığının farkında olsalar da yine de yaparlar mı acaba? Her şeye rağmen alıp okunmalı. Neticede 3 saatte bitirilen bir eser.

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print