 Dostlarınıza karşı zekânızı kullanmayınız.
 Yapabileceğiniz her şey vazifenizdir.
Istırabını duymadan yazmak riyakârlık ve samimiyetsizliktir.
 Fert olarak yaşamasını bilen insan, hakkın çiğnendiği yerde haykırmak ister.
Bizi bu rüya hayatında sürüm sürüm süründüren, menfaat emellerimizdir.
 İnsanın affedilmez şaşkınlığı, düşmanı kendi dışında aramasıdır.
Kötü insan yoktur, kötü davranış vardır…
 Yarınki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek,
sabırlı ve azimli, lakin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacaklardır. Bu ruh amelesinin ilk ve esaslı işi, insan yetiştirmektir. Hünerleri hep fedakârlık olan bu hizmet ehli gençler, hizmetlerinin mükafatını da hizmet ettikleri insanlardan beklemeyecekler, sonsuzluğa sundukları eserin sesinin akislerini yine sonsuzluktan dinleyeceklerdir.

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Meslek hayatımın ilk ve en büyük potunu o yıl, Edirne Kız Öğretmen okulu son sınıfında kırdım.
Hatırladıkça hala ter basar…
Bir gece, sinema yüzünden, ertesi gün vereceğim derse hiç göz atmadan yatmıştım.
Sabah ilk dersim son sınıfta idi ve “eski nesir”i verecektim. Kitabı açtım ve rahatça yazının başlığını okudum.
– Eski nesirden bir örnek: Eşk-i Hüsn.
Ve gene rahatça, bu terkibin manasını söyledim çocuklara.
- Güzelliğin gözyaşı demektir Eşk-i Hüsn.
Sonra yazıyı okumaya devam ettim. Fakat ikinci satırda başımdan aşağıya kaynar sular döküldü! Devam…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

* Kelime cömerdi, duygu cimrisi bugünün insanı.

* Aynı çatı altında iki ayrı dünya kurmuşlar kendilerine, daracık bir kesişim gösteren iki ayrı küme gibiler.

* Yoruluyorlar. Yaşamaktan değil, yaşayamamaktan yoruluyorlar.

* Ve her seyyah bilir ki, gittiği yerde onu gene kendisi karşılayacaktır.

* Birbirimizden “öteki”ler yaratıyoruz. Anlamadan dışlıyor, görmeden kapatıyor, tanımadan etmeden sevmediğimize kanaat getiriyoruz.

* Hayallerimizi kurumasınlar diye buzdolabı poşetlerine koyuyor, ağızlarını sıkı sıkı kapatıyoruz. Taze taze bekliyorlar buzluklarımızda… donmuş donmuş bekliyorlar.

* Narsist biri. Tek derdi sudaki yansımasını görmek.

* Uzaktan dev yakından cüce. Uzaktan gökkuşağı, yakından kül rengi.

* Hayatın kimi virajları öyle sert ve hızlı alınıyor ki, toparlanamıyor ruhumuzun direksiyonu. Bir de bakmışız ki çıkmışız yoldan, uçuruma doğru gidiyoruz tam gaz bodoslama.

* Kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi, kah inerim yeryüzüne seyreyler alem beni.

* İhtiyacımız olan şey kahramanlar değil, kahramanlara ihtiyaç duymayan bir toplum olmalı.

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

* Zekâ rüzgârda unutulan mum, bencillik fânûs. Senin fânusun yok. Ve şuurun hasta bir hayvanın korkularını aksettiren kırık bir ayna.

* Aydınlanmak için yan, aydınlatmak için değil.

* Havârilerini yaratmayan İsa’nın yeri tımarhanedir, tarih değil.

* Tabiatın dev’e tahammülü yok. Ermişler bile kurtulamamış sitem oklarından. Çağımız, delileri sevimleştirdiği için Dosto’ya tutkun. Cinnetle cinayet sanatın konusu olunca bir nevi meşruiyet kazanıyor.

* Münakaşa eden iki insan, aynı graniti yontan iki heykeltıraş, hakikati arayan yol arkadaşı. Hedefi, tahrip değil, terkiptir bu kavganın. Mağlubun muzaffer olduğu tek yarış.
Yanıldığını kabul etmek, yeni bir hakikatin fethiyle zenginleşmektir: parçadan bütüne, karanlıktan aydınlığa geçiş.

* Mezar taşlarında şiir okumak, güzel; taşlar ayakta dinler sizi. Çölde vaaz etmek mutluluk! Kumlar perestişle ürperir. Devam…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

* Aynadaki yalan… ‘Zira gördüğün suret senindir, aynanın değil…’

* Yaş odunlar gibi haykıra haykıra yanma. Kuru odunların eriyişine denk, tatlı ve sessiz kavrul.

* Bu, gölgeyi gömmek için üzerine toprak dökmeye benzeyecektir. Gölge daima üste çıkacak ve toprak altta kalacaktır.

* Felsefe ha!.. Göğü zıpkınlamak işi. Keşke işiniz toprağı bellemek olsaydı.

* Sizin ye, yut, sık, iç, at, tut, kır, dök gibi tek heceli yalçın kavramlarınız karşısında fikir arka üstü düşüp bayılmaz da ne yapar?

* Ah çorak kafa ve yağmurlu gönül!

* Gözyaşı onun ruh kuyusunun derinlerinde ve yukarı çekilmesi çok zor. Devam…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

…. Babamın Sinop Hapishanesi’nden arkadaşı olan bir genç adamdan matematik dersi almaya başlamıştım.
Hesap(matematik) dersini pek sevmiyordum. Çünkü bu derse aklım hiç ermiyordu. Söylesem gülersiniz. Behçet ağabey “toplama” dersi verirken mesela 10’la 8’i toplayıp “Sekizi yazın, elde var bir” yahut 25 toplayıp “Beşi yazınız, elde var iki” demez miydi, içimden cin ifrit kesilirdim;bakarım, ne onun elinde bir şey var, ne benim! Peki elde birler, ne demek oluyor?
Zavallı sevgili Behçet ağabey! Bu aptal talebeden ilk zamanlarda çok çekmişti. Şimdi düşünüyorum da sabrına hayran kalıyorum.

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

“Cemil Meriç haklı, gerçek hükümdarlar yağmalandıkça büyürler.”

“Fakat en korkuncu, en dayanılmazı kendi kendimize ihanettir. Kendi kendimizi hiç terk etmeyeceğimizi sanırken bir gün bakarız ki tükenmiş, yok olmuşuz.”

“Nokta salt matematikçiler için başlangıç değil. Romanlar da asıl başlaması gereken yerde bitiyor.”

“Denizin kenarına kadar ayak izleri kalır da, denize girdikten sonra ne iz kalır ne nişan.” Devam…

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print
Sayfa: 1 / 11