* Zekâ rüzgârda unutulan mum, bencillik fânûs. Senin fânusun yok. Ve şuurun hasta bir hayvanın korkularını aksettiren kırık bir ayna.

* Aydınlanmak için yan, aydınlatmak için değil.

* Havârilerini yaratmayan İsa’nın yeri tımarhanedir, tarih değil.

* Tabiatın dev’e tahammülü yok. Ermişler bile kurtulamamış sitem oklarından. Çağımız, delileri sevimleştirdiği için Dosto’ya tutkun. Cinnetle cinayet sanatın konusu olunca bir nevi meşruiyet kazanıyor.

* Münakaşa eden iki insan, aynı graniti yontan iki heykeltıraş, hakikati arayan yol arkadaşı. Hedefi, tahrip değil, terkiptir bu kavganın. Mağlubun muzaffer olduğu tek yarış.
Yanıldığını kabul etmek, yeni bir hakikatin fethiyle zenginleşmektir: parçadan bütüne, karanlıktan aydınlığa geçiş.

* Mezar taşlarında şiir okumak, güzel; taşlar ayakta dinler sizi. Çölde vaaz etmek mutluluk! Kumlar perestişle ürperir.

* Altınlarını cam karşılığı dağıtan Kızılderiliyi hiçbir zaman gülünç bulmadım. Cam, altından çok daha asil. İsrail peygamberlerinden beri lânetlenmiş bir maden, altın. Adı, tarihin bütün cinayetlerine karışmış. Pıhtılaşmış kan, insan kanı. Cam güzel, çünkü kirli bir mazisi yok. Cam güzel, çünkü kalbi var, kırılıveriyor.
Deli İbrahim, Osmanoğulları’nın en akıllısı. İnci balıklara atılmak için yaratılmış olmasaydı, denizlerde ne işi vardı?

* Bana hakikati değil, kendini ver. Kendini, yani rüyanı. Olmak istediğin gibi görün, olduğun gibi değil. Zaten nasıl olduğunu, ne olduğunu biliyor musun? Her yalan bir yaratış. Hakikat, kaderin imzasız mektubu.

* Kime yazıyorsun bu mektubu? Elinde hiçbir adres yok. Domuzlar kutsal kitaplarla beslenmez.

* Ölümsüzleşmek milyonlarca budalanın dudağında tebessümleşmek ve binlerce yıl anlaşılmadan tekrarlanmak, kirlenmek, genelleşmek. Ebediyet, cehennemin ta kendisi.

* Rüyalarında bir Musa yaratıyordu Michelangelo ve zamanı mermere hapsediyordu. Ruhunu işliyordu maddeye: coşkunluklarını, emellerini, vecitlerini işliyordu.

* Itır gülün sesi, ışık sonsuzun. Geceleri ölüm konuşur karanlıklarda.

* Âsaf’ın manzum bir tekerlemesini hatırlıyorum: “Seni görmesem Buda olurdum, seni gördüm budala oldum.” “On binlerce Buda gelmiş dünyaya” diyor, “biz yalnız sonuncusunu tanıyoruz.” Tanıyor muyuz acaba? Tarihçilerin üzerinde anlaştığı tek hakikat var mı? Kimine göre, bir ömür boyu dünya nimetlerini hor gören Buda, nefis bir domuz kızartmasını tıka basa atıştırdığı için göçüp gitmiş… İnanacak mıyız? Kahramanların çamurlaştığını görmek, sokaktaki adam için buruk bir teselli.

* Önce sükût vardı; kelâm değil. “Tanrı sükûttur” diyor bir Hint bilgesi. Söz, ki sonsuz arasında çırpınış. Hayat gibi sıcak ve dost. Kutupların sessizliğinden bana ne?

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

2 Responses to “Bu Ülke-Cemil MERİÇ”

  1. Zeynep Kayıkçı

    Batılılaşma maceramızı “Batı karşısındaki durumumuz, efendisinin ilaçlarını çalıp içen uşağın durumudur.” şeklinde de özetleyen büyük mütefekkir.

  2. Levent Sağsöz

    “Bu Ülke” eseri liselerde ders kitabı olarak okutulmalı. Onun için “Allah dış gözlerini kapamış, lakin iç gözünü yani kalp gözünü sonuna kadar açmış.” diyorlar ki sonuna kadar katılıyorum.

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

Name (gerekli)

Email (gerekli)

İnternet sitesi

Speak your mind

    Kategoriler
    Etiketler