Aşağıdaki iki fotoğraftan;
imsakiye, bizim buzdolabının kapağında asılı.

Roma Dönemine ait güneş saati ise hangi ülkenin hangi yapısını süslüyor bilmiyorum.

3 hafta önce Ramazan kapımızı çaldığında “son Pazar kahvaltımız, uzun-ince bir oruç ayı bizi bekliyor.” demiştik.
İmsakiyeye şöyle bir bakmış, ilk günün sonunda çizgiyi çekerken “geçer mi bunca vakit, biter mi koca ay” diye iç geçirmiştik.
Hâlbuki neler geçmemişti, kimler göçmemişti ki bu oruçlar da geçmesin, bu 2016’nın Ramazan ayı da göçmesin.
Nitekim, her iftar vakti bir satırı daha çize çize neredeyse son haftaya geldik.

Güneş saati demiştik…
İşte o saatin üzerinde şöyle yazmaktadır:
“Serius est quam cogitas.”
Yani, “Vakit sandığından da geç.”

İmsakiye, üzerindeki çizgiler, o çizgilere eş yüzlerimizde belirginleşmeye başlayan çizgiler derken şöyle bir düşünüyor ve iç geçiriyor insan: Vakit, sandığından da geç…

“Disce quasi semper victurus vive quasi cras moriturus” latince deyimi “Hep yaşayacakmış gibi öğren, yarın ölecekmiş gibi yaşa” manasına gelir.
Tanıdık değil mi?
“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalış, yarın ölecekmiş gibi de ahirete çalış.” hadis-i şerifine bir noktada benzemiyor mu?

O veya bu…
Artık,
“Elveda ey Şehr-i Ramazan elveda,
Elveda ey Şehr-i Rahmet elveda,
Elveda ey,
Elveda ey Şehr-i Kur’an elveda.” kasidesini dillendirdiğimiz günler…
Uzaklara bakıp, “zaman geçiyor birader” derken, biliyorum ki uzaklardan bana bakan zaman kıs kıs gülüyor ve şöyle diyor:
“Hey dostum, ben geçmiyorum, zaman geçmiyor… Siz insanlar geçip gidiyorsunuz.”

Son…
Dudağımda bir Turgut Uyar şiiri… “Günler geçer” diyor Uyar ve devam ediyor:
“günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni
kim bilebilir ki kimi neyi eskittiğini
ben ne kadar önemserdim kendimi hay Allah”

Paylaş / Arkadaşına Gönder:
  • email
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • Print

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

Name (gerekli)

Email (gerekli)

İnternet sitesi

Speak your mind